Gölge lider: Abbas Arakçi! ABD ve İsrail ile görüşüyor mu?
Ne planlıyor? ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşı sona erdirme yönündeki açıklamaları dikkat çekse de sahadaki gerilim azalmak yerine giderek tırmanıyor.

Bu süreçte, Abbas Arakçi’nin sert ve net çıkışları dengeleri sarsan önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. İran’ın hem diplomatik hem de askerî açıdan kritik bir dönemden geçtiği bu tabloda, Arakçi en dikkat çeken isimlerden biri haline gelmiş durumda. Diplomasi kulislerinde ise bambaşka iddialar konuşuluyor. Peki bu restleşmenin arkasında ne var?
İran’da son günlerde ülkenin en üst düzey isimlerinden biri olan Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, gözleri üzerinde toplayan bir figür haline geldi. 63 yaşındaki Arakçi, Batı diplomatik çevrelerinde uzun yıllardır İran’ın nükleer programına getirilen sınırlamalara karşı direnen baş müzakereci olarak tanınıyordu.
Ancak İran lider kadrosunun büyük bölümünün ya saklanması ya da yaşamını yitirmesiyle birlikte Abbas Arakçi, ABD ve İsrail’in olası askeri müdahalelerine karşı ülkenin en önde gelen sesi olarak öne çıktı.
SAVAŞ TEHDİTLERİ VE DİPLOMATİK GERİLİM
Başkan Donald Trump’ın savaşı sona erdirmeyi düşündüğünü açıklaması ve ardından Washington yönetiminin İran ile görüşmelere başladığını duyurması savaşı kritik bir eşiğe getirdi. Özellikle İran’daki enerji santrallerine yönelik saldırı tehdidini beş gün ertelemesi olumlu bir mesaj olarak yorumlandı. Ancak İran devlet medyası, bakanlığın ABD ile herhangi bir görüşme yapıldığı iddiasını yalanladı. Abbas Arakçi de CBS News’e verdiği röportajda bu görüşmeleri açıkça reddetti.
Arakçi, televizyon röportajları ve sosyal medya paylaşımlarında İran’ı ABD ve İsrail saldırganlığına karşı tam kapasiteyle yanıt verebilecek şekilde tanımlıyor. Son günlerde ise İsrail’in enerji altyapısına yönelik saldırıları sürdürmesi halinde savaşın tırmanabileceği tehdidinde de bulundu.
Hatta “Altyapımıza saldırılırsa sıfır kısıtlama uygulayacağız” ifadelerini kullandı. Bu açıklamadan önce de “İsrail’in altyapımıza yönelik saldırısına verdiğimiz yanıt, gücümüzün çok küçük bir kısmıydı” dedi.

Fotoğraflar: Associated Press ve iStock
‘ARAKÇİ’NİN KONUMU REJİMİN ULUSLARARASI SÖZCÜLÜĞÜNE KAYDI’
Abbas Arakçi'nin genel bu tutumunu İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral Toğa'ya danıştığımda “Abbas Arakçi'nin konumu 28 Şubat öncesinde müzakere sürecinin yürütücüsüyken, saldırılar sonrasında rejimin uluslararası sözcülüğüne kaydı” dedi ve şu önemli bilgileri paylaştı:
-- Bunun sebebi kişisel değil yapısaldır. Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Devrim Muhafızları Ordusu iç siyasetteki ağırlığını belirleyici düzeye çıkardı ve Mücteba Hamaney’in rehberliğe seçimini fiilen yönlendirdi. Ali Laricani’nin suikastle kaybedilmesi ılımlı-sertlik yanlısı arasındaki son aracılık kanalını da ortadan kaldırdı. Savaş koşullarında karar mekanizması Devrim Muhafızları Ordusu-Rehber ekseni etrafında yoğunlaştı ve bakanlık da icra makamı olmaktan çıkıp iletişim aracına dönüştü.
-- Arakçi’nin ara sıra bahsettiği yöntem sabır, tekrar ve pozisyonda ısrar üzerine kuruludur. Trump yönetiminin transaksiyonel mantığında sabır ve tekrar stratejisi zaman kazanma taktiği olarak okunuyor ve güvensizliği derinleştiriyor. Bölgesel düzlemde de İran’ın Körfez ülkelerine yönelik füze saldırıları diplomatik sermayeyi ciddi ölçüde aşındırdı. Pazar usulü pazarlık karşı tarafın masada kalmaya istekli olduğu ve zaman baskısının düşük olduğu koşullarda işler. Şu an her iki koşul mevcut değil.
Peki İran’da kilit isim olarak görülen Abbas Arakçi kim ve savaşın sonlanmasında rol oynayabilir mi? Daha yakından bakalım…

KARİYER YOLCULUĞU VE DİPLOMATİK KİMLİĞİ
Abbas Arakçi, 1962 yılında Tahran’da varlıklı bir muhafazakâr tüccar ailesinde dünyaya geldi. 1979’daki İslam Devrimi’ni destekleyen eylemlere katıldı ve 1980’lerin başında İran-Irak Savaşı sırasında seçkin İslam Devrim Muhafızları’na gönüllü olarak katıldı. 2024’te verdiği demeçte, dünya görüşünün o günlerden kaynaklandığını belirtti.
Uluslararası müzakere masasında yetkin bir diplomat olarak bilinse de karizması güçlü bir liderlik figürü sunmadığı şeklinde yorumlanıyor. Wall Street Journal’da yer alan haberde Uluslararası Kriz Grubu İran proje direktörü Ali Vaez, “Arakçi, İran’ın rakip grupları arasında köprüler kurmakta usta; fakat güçlü siyasi veya halk desteği yok, karizması sınırlı” ifadelerini kullandı.
GERÇEKTEN DE GÜÇLÜ BİR HALK DESTEĞİ YOK MU?
Bu tespitin doğru olduğunu ancak bağlamına oturtulması gerektiğinin altını çizen Oral Toğa, “İran’da bakanlığın gücü, halk desteğiyle değil; Rehber’e ve güvenlik bürokrasisine yakınlıkla ölçülür. Arakçi’nin kapasitesi uyum yeteneğindedir. Mahmud Ahmedinejad’dan Mesud Pezeşkiyan’a kadar her dönemde varlık göstermiş ve çeşitli kademelerde çalışmış bir bürokrattır. Devrim Muhafızları Ordusu’nun artan ağırlığı ve Mücteba Hamaney’in sertlik yanlısı çizgisi göz önüne alındığında, Arakçi gibi pragmatik teknokratların sistem içindeki ağırlığı tamamen konjonktüre bağlıdır” ifadelerini kullandı.
Analistlere göre ise ABD ile nükleer görüşmelerde Arakçi, hem profesyonel hem de sakin bir izlenim bırakırken, bazen tehditkâr ve pervasız tavırlar sergileyebiliyor. Örneğin 2015’teki nükleer anlaşma görüşmelerinde, çözülmüş konuları yeniden gündeme getirerek anlaşma sürecini zorlaştırdığı kaydediliyor.
Eski ABD’li yetkili olan Wendy Sherman ise Arakçi ile ilgili yaptığı yorumda, “Torunlarının fotoğraflarını paylaşarak insancıl bir tarafını gösterdiği anlar oldu, aynı zamanda da siper savaşı tarzı müzakere taktikleriyle anlaşmaları zora sokabiliyordu” şeklinde konuştu.

DİPLOMASİ YAKLAŞIMI: PAZARLIK VE STRATEJİ
Abbas Arakçi, kendi diplomasi yaklaşımını ‘Müzakerenin Gücü’ adlı kitabında ortaya koymuştu. Bir halı tüccarının torunu olarak yetişen Arakçi, diplomatik görüşmeleri İran çarşısındaki pazarlığa benzetiyor. Farklı argümanların kullanıldığı, bitmek bilmeyen pazarlıkların sonuç getirebileceğini savunuyor.
Yine Wall Street Journal’da yer alan haberde üst düzey Arap yetkililer, Arakçi’nin zaman zaman dostane yemeklerde tehditkâr tavırlar ortaya koyduğunu bildiriyor. Suudi yetkililere göre ise savaş çıkması halinde İran’ın Riyad ile açık bir ayrılık içinde olan Birleşik Arap Emirlikleri’ni hedef alabileceğini söyledi. Diğer anlarda ise Washington’a karşı savaşı önlemezse krallığın İran hedefinde olacağını ima etti. Tahran, sonunda her iki ülkeye de saldırdı.
EN ÖNEMLİ SİLAH: NÜKLEER PROGRAM VE SAVUNMA TEHDİDİ
Beyaz Saray özel temsilcisi Steve Witkoff, Abbas Arakçi’nin Amerikalıları tehdit etmek için İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu söylediğini iddia etti. Arakçi ise bu iddiayı reddederek, İran’ın uranyum stokunun ve olası atom bombası kapasitesinin yıllardır kamuoyunda bilindiğini belirtti.
CBS News’e verdiği röportajda, Arakçi, “Bu savaşı biz başlatmadık. Bu, bize karşı haksız ve yasadışı bir saldırıydı. Gelecekte tekrar etmemesi için ne kadar sürerse sürsün savunmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Aslında bu profili şu şekilde özetleyebiliriz: Abbas Arakçi, uluslararası topluma meydan okuyarak İran’ı güçlü bir şekilde savunurken, diplomatik stratejilerini de keskin bir şekilde yürütüyor. İran’ın enerji altyapısına yönelik saldırılara yanıtını tam kapasiteyle verebileceğini açıklayan deneyimli isim, ülkesinin savunma yeteneklerini de gözler önüne seriyor.






